12
juni
2013

Erdoğan Yüce’nin başarı öyküsü

AMSTERDAM (İnterAjans) – “Çok özel, lüks bir yer. Kapıya bir masa atarız, üzerine de bir kasa. Ben patron yeğeni olarak takarım kravatı, otururum masaya. Hesap alır, gelene hoş geldin, gidene güle, güle derim.” İşte böyle bir hayal kurdu Erdoğan Yüce. O kurduğu hayal, Amsterdam’daki bir lokantanın küçük lavabosunda temizlemeye çalıştığı tabaklarla yıkıldı. Bir noktaya ulaşan herkeste bir azim ve aşırı çalışma hikayesi vardır. Erdoğan Yüce’de de var. Hikayesini bizlerle paylaştı. Dostça, samimiyetle, içinden geldiği gibi konuştu…

YOKLUK İÇİNDE ÇOCUKLUK
-Sayın Erdoğan Yüce, kısa sürede restoranlar zinciri oluşturma başarısını gösterdiniz. Başarı yolculuğuna çıkmadan önce neler  yaşadığınızı okurlarımızla paylaşmak ister misiniz?
“1974 yılında Karaman’da doğdum. 7 yaşında babamı kaybettiğim için çocukluk dönemim haliyle çok sıkıntılı geçti. Annem fabrikada çalışıp çocuklarına bakmak için çabalıyordu. Tahmin edeceğiniz gibi çok zor günlerdi. Simit, şeker satıp, ayakkabı boyacılığından aldığım üç beş kuruşla annemin yükünü hafifletmeye çalışıyordum. Durumumuz iyi değildi ve çok üzülürdüm. O küçük bedenimle inşaatlara tuğla çektiğim bile oluyordu. Babamdan kalan bahçemizde yetiştirdiğimiz maydanozları kardeşlerimle bağ, bağ yapar Karaman’daki lokantalara satardık. Yokluk içindeydik. Lokantalara maydanoz taşıdığımız dönemler. O yemek kokusu var ya… Tezgahta görüyorsun çeşit, çeşit yemekler. İnsanın canı yemek yemek istiyor. Bir tabak yemek için 20, 30 bağ maydanozu bedava vermem gerekiyor. Maydanoz 50 kuruş, bir tabak yemek 5 lira idi. İki tabak yemek yediniz mi 10 liranız gitti. Nohut yemeğini çok sevdiğim için canım çok çekerdi ancak evin durumu gözümün önüne gelir ve yürür giderdim. Restoranlarımızda her nohut yemeği çıktığında aklıma hep o günler gelir. Baba yok, maddi olanak yok, sizin anlayacağınız çocukluk günlerim çok sıkıntılı geçti. Onca sıkıntıya rağmen eğitime de devam ediyordum.”

“ANA OĞUL HAYAL KURDUK”
-Hollanda serüveniniz nasıl başladı?
“Dayım Hollanda’ya ilk gelenlerdendi. Bir gün annemi arayıp, ‘Burada bir lokanta aldım. Erdoğan’ı yanıma almak istiyorum’ diyor. O zamanlar Avrupa çok popüler, herkes Avrupa’ya gitmek için can atıyor. Akşam eve geldiğimde annem durumu anlattı. Tabii ben  sevinçten havalara uçtum. Yokluk, sıkıntı içindeyiz. Ana oğul konuşup, hayaller kurmaya başladık. Annem, ‘Oğlum birkaç yıl çalış, bir ev parası kazan gel. Sen zaten burada ekmeğini taştan çıkarırsın’ diyor. Ben de evin hayalini kuruyordum. Çünkü o dönem böyle yapanlar çok vardı. Karaman’da o dönemin güzel bir lokantası vardı. Ben de dayımın lokantasının öyle olduğunu düşlüyordum. Çok özel, lüks bir yer. Kapıya bir masa atarız, üzerine de bir kasa. Ben de patron yeğeni olarak takarım kravatı otururum masaya. Hesap alır, gelene hoş geldin, gidene güle, güle derim. İşte böyle bir hayal.”

“BU NASIL BİR AVRUPA?”

-Hayal ettiğiniz gibi mi oldu?
“Nerede… lokanta hayal ettiğim gibi değildi. Kapının yanında masa var, ancak üzerinde  kasa yoktu. Sonra bana ‘bulaşıkları burada yıkayacaksın’ diyerek küçük bir lavabo gösterdiler. Hayallerim yıkıldı. Sağ olsun dayım çok sert biri idi. Sürekli ‘sallanma, geç şuraya, tak şu önlüğü, iyi tut, iyi yıka’ gibi sarf ettiği sözler o günlerde bana zor gelse de yetişmemde büyük yer edindiğini simdi daha iyi anlıyorum. Günde 15-16 saat çalışıyordum. 8 ay tam bir kabus gibi geçti. Hiç mutlu değilim. Dayıma da kızar korkusuyla ağzımı açamıyorum. Bir yandan ‘Allah’ım burası nasıl bir Avrupa’ diye söyleniyor, bir yandan da ‘Allah’ım beni buradan kurtar’ diye yalvarıyorum. Zaman, zaman annemi arıyor içimi döküyordum. O dönem birisi çıkıp da ‘Bak oğlum seni memlekete geri göndereceğiz, ancak yürüyerek gideceksin’ dese, inananın kabul ederdim. Sıkıntılarla dolu 10 ay geride kaldıktan sonra, dayım açtığı yeni lokantaya beni de aldı. Yaşım 16. Yani transfer oldum. Burada değer verilmeyi görmek benim çok hoşuma gitmişti. Çok çalışıyordum. Diğer lokantalardan ‘aldığının 300, 500 Gulden fazlasını verelim gel bizde çalış’ şeklinde teklifler gelmeye başladı. Çok mu iyi kebap yapıyordum? Yok. Gerçekten işimi çok seviyordum ve insanları çok seviyordum. Düşünün burası hoş ve güzel. Yemekler 10 numara. Geliyorsunuz, güler yüz yok, sıcaklık yok. İnsan kendini bu durumda rahat hissetmez. Geçmişte çalıştığım her mekanda herkes soruyormuş ‘oğlunuz mu?’, ‘kardeşiniz mi?’ diye.  Patronlar ‘niçin soruyorsunuz’ dediklerinde de ‘Ya insan çalışsa, çalışsa ancak bu kadar içten çalışır. Sıradan bir adam böyle çalışmaz’ yanıtını alıyorlarmış. Çok şükür çalıştığım yerlerde çok büyük tecrübeler edindim.”

“SAMİMİYETİMİZİ GÖRMÜŞLER”
-İlk lokanta açma teklifini 18 yaşında aldınız, neler hissetiniz?
“İki yatırımcı gelip ‘Erdoğan seninle bir lokanta açalım’ teklifinde bulundular. Yaşım küçük, cebimde para yok. ‘Hiç problem değil. Seninle iş yapalım, zarar edersek zarar bizim. Ama biz inanıyoruz seninle yapacağımız işten biz kâr edeceğiz’ dediler. Kendi kendime ‘Allah, Allah nasıl oluyor bu işler’ diye düşünmeye başladım. Ben kendi durumumu o zaman göremiyordum, ama dışardan birileri hassasiyetinizi, samimiyetinizi ve azimle işinize sarılmanızı görüyormuş. Bu teklif o dönem beni inanılmaz motive etti. Rembrandt meydanında bir yerde çalışmaya başladım. Bir süre sonra tanıdık bir işadamı ‘ne zaman iş yeri açarsan sana 160 bin gulden kredi veririm’ dedi. Bunu duydum ya, inanılmaz mutlu oldum. Sonra ben arayış içine girdim ve satılık yerlere teklif götürmeye başladım. Yaşadığım süreç beni müthiş eğitti. Sonrasında, üç akrabamla birlikte Mesut adlı lokantaları aldık. 1993 yılında ticaret odasına kayıt yaptırdığımda yaşım 19’du.”

“YENGEN ARABADA BEKLİYOR”
-6 yıl sonra da ilk Meram’ı açtınız, alkolsüz aile lokantası konsepti nasıl oluştu?
“Dayımla birlikte çalıştığımız dönemlerde ‘Yengen arabada bekliyor. Dört tane ızgara paketle, evde yiyeceğiz’ diyen bir müşteri grubu vardı. Bu durum çok dikkatimi çekmeye başlamıştı. Lokantada geniş alan olsa insanlar eşleriyle çocuklarıyla gelip yemek yiyebilirler düşüncesindeydim. Hani Türkiye’de eskiden vardı, lokantaların bir bölümü ‘ailelere mahsustur’ yazısı ile ayrılırdı. Ben de Hollanda’da böyle bir şey niye olmasın diye düşünmeye başladım. Bu düşüncemi paylaştığım ortaklarımdan olumlu yanıt alamadım. Hiç biri yanaşmadı. Ben de ‘Bir gün imkanım olursa böyle bir lokanta yapmak istiyorum’ dedim. Bana ‘Ne ailesi? Alkolsüz restoran olmaz. Bırak bu işleri. Hem nasıl yapacaksın?’ dediler. Aradan 6 ay geçti ilk Meram’ın olduğu yeri uygun şartlarla satın aldım. Dükkan bir ay içinde daha önce 7 yıl işlettiğim dükkanın seviyesine geldi.”

“İŞİN HAKKINI VERDİM”
-Büyük bir başarı bu.
“İnsana yatırımın başarısı. Çalıştığım iş yerlerinde günü kurtarmak için hiç çaba sarf etmedim. İşin hakkını vermek ve insanları kazanmak için çalıştım. Ocakları denemek, havalandırma sistemini kontrol etmek için lokantadayız, yani açılış falan yapmış değiliz. O gün öyle bir iş oldu inanılmaz. Dedim, ‘Allah’ım ne büyüksün’ Bereket nasıl yağıyor biliyor musunuz. Bir anda hayatınız değişiyor. Hemen yan tarafımız boştu orayı aldım. Oraya ciddi yatırım yaptık. Meram daha sonra sektördeki tüm girişimcilere çok güzel örnek teşkil etti. Sonra 2005’te Rotterdam West’i açtık. Birçok kişi ‘Aklını mı yedin? Rotterdam’a gidilir mi? Bu yol çekilir mi?’ dedi. Ekip bulamadım, bir sürü sıkıntı yaşadım. Yine de Rotterdam’dan vazgeçmedim. Bir arkadaşımız, ‘burayı zararına satalım gitsin’ dedi. Karşı çıktım. Ancak üçüncü yıl çark dönmeye başladı. İşte Rotterdam Zuid’ü o dükkan doğurdu. Belediye Zuid’deki dükkanı Hollandalı bir girişimciye sübvansiyonlu vermiş. Adam 1, 1,5 milyon sübvansiyon almış. Sonra başarısız olunca ceketini alıp gitmiş. Projeyi hazırlayan heyet ortadaki sıkıntılı durumdan kurtulma umuduyla bana gelip teklifte bulundu, kabul ettim. Sonuçta beğeni kazanan, takdir toplayan bir mekan oldu.”

“HEDEFİMİZ AVRUPA’DA MARKA OLMAK”
-6 şubeyi yönetmek kolay değil. Bunlar bir de farklı kentlerde. Franchise sistemi mi uyguluyorsunuz?
“Meram olarak şu an 6 şubede sistemin içinde yetişmiş ve hissesi olan arkadaşlarımız var. Bu arkadaşlarımız aynı zamanda işletme müdürlüğü yapıyorlar. Yani Meram aynı zamanda girişimci yetiştiriyor da diyebiliriz. Hepsi Meramlarda çalışmış, bu sisteme emek vermiş, işi öğrenmiş, frekansımız tutmuş. Çok cüzi rakamlarla arkadaşlarımız o açtığımız şubeden hisse alıyor. Franchise teklifleri geliyor. Hollanda’da Lahey, Deventer, Utrecht, Eindhoven’dan, yurt dışında da Frankfurt, Paris, Kopenhag, Anvers ve Brüksel’den franchise teklifleri var. Görüşmelerimiz devam ediyor. Bizim hedefimiz franchise verip markaya gitmek. Bunun için işe tüm yönetimin taşınacağı bir genel merkez oluşturmakla başladık. Böylece daha profesyonelce çalışma şansımız olacak. Öncelikle kendi şubelerimizde standardizasyonu sağlamak istiyoruz. Sonrasında hedefimiz Hollanda’da başka şehirler ve diğer ülkelere açılarak Avrupa’da marka olmak. Bu hedefe ulaşmak için de Türkiye’den mimarlar ile çalışıyoruz, danışmanlık şirketleri ile çalışıyoruz. Türkiye’de sektörümüzde marka olmuş meslektaşlarımız ile fikir alışverişinde bulunuyor ve tecrübelerinden faydalanıyoruz.”

“ONLAR BİZİM MİSAFİRLERİMİZ”
-Müşteri portföyünüze bakıldığında kadın-erkek, genç-yaşlı, Türk-Hollandalı, hatta diğer yabancılara hitap edebildiğiniz gözleniyor. Bunun için özel bir formül mü uyguluyorsunuz?
“Bizim lokantalarımızı insanların yalnızca ‘ben gidip de orada karnımı doyurayım’ diye nitelemelerini istemiyoruz. İnsanlar dışarıya ‘hadi evde yiyecek bir şey yok. Çıkıp dışarıdan bir şey yiyelim’ diye çıkmıyorlar. İnsanlar sosyal olmak için dışarı çıkıyorlar. İnsanlar gittikleri mekanda mutlu olmak isterler. Dolayısıyla siz gelen misafirlerinize bu ortamı sağlamak zorundasınız. Bazı işletmelerin kitleleri olur, benim kitlem bu, benim hedefim bu der. Bizim müşteri hedef kitlemiz çok geniş. Ben şunu çok duydum. Yaşlı teyze Hollanda’da hiç lokantaya gitmemiş. İlk defa Meram’a gelmiş. Böyle yüzlerce insan var. Yaşlı teyzeler, amcalar. Bir gün Rotterdam şubemizde çalışıyorum, koşturuyorum. Yaşlı bir amca ‘yeğenim sen kimsin, necisin bilmem, ama senin bize burada verdiğin hizmet var ya seni cennete götürür’ dedi. Bunu duyunca çok mutlu oldum. Hollanda’ya gelen amcam, teyzem hiç dışarıda yemek yememiş ve siz buna vesile oluyorsunuz. Bu ne güzel bir hizmet. Birinci ve dördüncü kuşağın aynı anda yemek yediği mekanlar oldu Meramlar. Ailelerin sıkıntılarına ortak oluyoruz. Sıkıntılı gelip, barışmalarına vesile olduğumuz, evliliklerini sürdüren çok aile var. Bir dizi olay yaşıyorsunuz, evlerinden kaçanları tekrar ailelerine kavuşturduğumuz bile oldu. Meram yalnızca karın doyurmak için gelinen yer değil. Müesseselerimiz hem misafirlerimize, hem çalışma arkadaşlarımıza bir şey ifade ediyor. Meram sadece bir restoran değil, çok şey ifade ediyor. Ben sistemin içindeyken, yıllarca çocuklarıma gösteremediğim hassasiyeti çalışma arkadaşlarıma gösterdim. Birçok iş arkadaşımızın üzerinde ailesinden çok daha fazla emeğim olduğuna inanıyorum.”

“ÖDÜN VERMEYİZ”
-Gıda sektörü son dönemlerde çeşitli skandallar ile çalkalanıyor. Dana etine at eti karıştırılması, bakterili döner ve diğer etler bunlardan birkaç örnek Bunlardan etkilenmemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?
“Diğer ülke mutfaklarında da eksiklikler vardır mutlaka ama, Türk mutfağı Hollanda’da hakkıyla tanıtılmıyor. Lahmacunumuz, dönerimiz, kesinlikle hak ettiği değeri bulmuyor. Mesela biz kendi lahmacunumuzu Türk pizası diye tanıtıyor ve satıyoruz. Hijyenik ortamlarda satışta sıkıntı yaşanıyor, düzgün pazarlanmıyor, hiçbir şekilde hakkı verilmiyor. O noktada çok eksiğimiz var. Piyasada lahmacun ve döner gibi ürünlerimiz çok düşük fiyata satılıyor. Dolayısıyla imalatçı bu tür girişimcilere uygun ürün verebilmek için zannediyorum birçok şeyden ödün veriyor. Biz yıllardır aynı kesimhane ve kasap ile çalışıyoruz. Hijyen konusunda son derece titiziz. Hiçbir ödün veremeyiz.”

“BÖYLE BİR KONSEPT YOK”
-Restor
anlar, küresel ekonomik krizden en çok etkilenen sektörlerin başında geliyor. Siz buna rağmen, Kasım 2011’de şubelerinize bir yenisini eklediniz. Meram krizden etkilenmedi mi?
“İnsanlar karınlarını çok düşük fiyata evlerinde, her yerde doyurabilirler. Kriz var, kriz geliyor. O krizden etkilenmemeniz veya pozitife dönüşmeniz için sizin mutlaka bir şey üretmeniz gerekir. Kriz döneminde 5 kazanmayalım da iki kazanalım. Aksiyonlar ve yeni politikalar geliştirerek bu dönemi geçiriyoruz. Bizim mönümüz pahalı değil. Bizim lokantamıza gelen insanlar çay içmeye, kahve içmeye, kahvaltı yapmaya gelebilirler. İyi bir akşam yemeği yemeye de gelebilirler. Bu da çok önemli. Avrupa’da böyle bir konsept yok. Lokantaya geliyorsun. Buraya oturuyorsun dört kişi 100 Euro ödüyorsun, yan tarafta normal mönü yiyorsun 80 euro ödüyorsun, diğer tarafa geliyorsun çay içiyorsun, tatlı yiyorsun 15 euro ödüyorsun. Siz de bu mekana geldiniz, ben de buradaki havayı teneffüs ettim. Bir çatı altında iki, üç ayrı konsept olması avantaj sağladı. Sektörde bir ismimiz oluştu. Dükkan açıyorsun, açtığın gün doluyor. İnsanlara önyargıyla bakmıyoruz. Misafirlerimize elden geldiğince Türk mutfağının lezzetlerini, Türk misafirperverliğinin gerektirdiği gibi sunmaya çalışıyoruz.”

MERAM DOSTLARI DERNEĞİ
-Meram Dostları Derneği’ni kurdunuz. Böylesi bir oluşuma neden ihtiyaç duyuldu?
“Hadis-i şerifte buyuruluyor ki “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır.” Bu hadisin bize tuttuğu ışık ile “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” düsturu ile bu derneği kurduk. İnsanı insan yapan en önemli değer sevgidir. Bizde insanı merkez alan bir sevgi anlayışı ile insanlarla tanışmayı, kaynaşmayı seviyoruz. Üyelerimizin de desteği ile her sosyal faaliyetin içinde oluyoruz, sponsor oluyoruz, küçük, küçük destekler veriyoruz. Senede en az üç seminer hedefi ile gençlere ışık tutacak, yeni liderler yetişmesine yol gösterecek etkinlikler yapıyoruz. Öğrenci burslarımız devam ediyor. Somali’ye yardım projesine katkıda bulunduk. Bu yıl Ramazan ayında da günde 25 bin ekmek üreten destekçisi olduğumuz mobil fırın projemizi gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Fırın Suriyeli mültecilerin kaldığı kampa götürülecek. Yardımlarımız, desteklerimiz sürecek. Dernek olarak periyodik bir şekilde Hollanda gıda bankalarına yardım yaparak, içinde yaşadığımız toplumun her kesimine din, dil, ırk gözetmeksizin yardım eli uzatıyoruz.”

MERAM BELGESELİ
-Meram olarak belgeseliniz de yapıldı.
“Türkiye-Hollanda arasındaki diplomatik ilişkilerin 400’üncü yıl etkinlikleri kapsamında hazırlanan belgeselimiz kamuya açık alanlarda yayınlandı ve yoğun ilgi gördü. Biz de çok mutlu olduk.”

“ÖNYARGI CEBİNDE”
-Her yerde ve her koşulda olumlu kalmayı başarmak zor değil mi?
“Yaşamak zorunda olduğumuz ülkenin kıymetini bilelim. Mutlu olalım. Hem burada yaşa, hem burayı eleştir. Hayatı, işini, kendine zehir et. Olmaz böyle. Adam ‘21 yıldır Hollandalılarla çalışıyorum. Sen bunları bilmezsin’ diyor. Bu yaklaşımıyla kendini tamamen negatif enerjiye büründürdükten sonra gidip iş yerinde başarılı olacak. Bu mümkün değil. Bu psikoloji ile evinde huzurlu, sokakta mutlu olacak. Bu mümkün değil. Çünkü tamamen önyargıları, negatif enerjiyi cebine koyduğu için mümkün değil.”

“HAYATTA ZORLUKLAR OLABİLİR”
-Başarıyı nasıl tarif edersiniz?
“Bana göre başarı insanın içindeki mücadele gücünü ortaya çıkarmasıdır. Kendini hedefe yöneltip bu hedefi elde etme sürecidir. Elbette hayatta bazı zorluklar olabilir ama bu zorluklar asla bizi hedefimizden caydırmamalı. Benim hayatta hep hedeflerim oldu ve bu hedefleri hep yüksek koydum ve hep azimle bu hedefe ulaşmak için çalıştım. En önemli unsurlardan biri de insanların sevdikleri işle uğraşmalarıdır. Ben çok sevdiğim bir işi yaptım. Hep kendi işime yoğunlaştım, hep takım ruhunu ön planda tutarak çalıştım. Hep sevgi dolu olmaya, insanlara faydalı olmaya çalıştım. Bu da benim motivasyonumu sürekli yüksek tuttu.”

 

“MUTFAĞIMIZ İYİ TANITILMIYOR”
-Türk mutfağı Hollanda’da gerektiği gibi tanıtılmıyor dediniz. Bu konuda sizce neler yapılmalı?
“Türk mutfağının Hollanda’da gerektiği şekilde tanıtılmadığını görüyoruz. Burada marka olup her yere kök salan çeşitli ülkelerin mutfaklarını örnek alıp, kendi mutfağımızı hakkıyla tanıtabiliriz. Bunun için kaliteli elemana ihtiyaç var. Dolayısıyla kaliteli elemanların yetişmesi lazım ve bu elemanların da burada yetişmesi gerekiyor. Çünkü Türkiye’den transfer etmek çok zor oluyor. Bu konuda bir çalışmamız var, ancak insanlarla paylaşmak için biraz daha yol almamız gerekiyor.”

EVLİLİK ÖYKÜSÜ
-Evlilik öykünüzü ve eşinizin desteğini, sizin iş arkadaşlarınıza ve ailelerine verdiğiniz önemi okurlarımızla paylaşmak ister misiniz?
“Annem ‘Benim oğlan geliyor. Onu baş göz edeceğiz’ diye her tarafa haber salmış. Herkes seferber olmuş, bana eş arıyorlar. Ben de altımda siyah Mercedes, Mustafa Sandal’ın ‘Onun arabası var’ kaseti teypte. Saçlar filan yerinde, ayaklarım yerden kesiliyor adeta. Ona görücüye git, buna görücüye git. Sıkıntılar bastı beni. Ben durumun böyle olacağını nereden bileyim. Utana, sıkıla, gidiyordum. Benim kimseleri beğenmemem ailede merak oluşturdu. Sonunda patladılar, ‘Sen ne arıyorsun?’ dediler. Ben de, ‘Vallahi bilmiyorum. Yalnızca dua ediyorum. Allah’ım karşıma hayatımı mutlu hale getirecek, benimle beraber olacak, benimle dertlenecek birini çıkar diyorum. Ne aradığımı ben de bilmiyorum. Yalnızca ‘gördüğümde kalbimi cız ettirmeli’ dedim. Emin olun eşimi gördüğümde şuram cız etti. Böyle bir şey yok. Benimle göz göze geldi. Kalbim cız etti. Daha sonra evlenip ‘Allah’ım bizi mahcup etme’ diyerek yola çıktık ve 17 yılı geride bıraktık. Eşimin benim üzerimde çok emeği var. Şu an eşim benden dört adım önde. Çocukların eğitimleri ile ilgili prensipleri, hassasiyetleri olan, sürekli okuyan, eğitime, sosyal olmaya önem veren birisi. Kaç tane insan var eşinden azar işitmeden toplum adına, işi gücü, çevresi ve insanlık adına yapılan güzel çalışmalarda rahatça hareket edebilsin. İnsan bir defa ‘Ya sen nereye gidiyorsun? Sen niye bu saatte geliyorsun?’ demez mi? Benim bir mücadelem var, bu mücadeleyi eşimle ortak verirsek başarırız. Beni yapacağım çalışmalarda engellerse, beni sınırlandırırsa o zaman her şey sıkıntı olur. Eve gidiyorsunuz, eşiniz ‘nerede kaldın, ‘bu da nereden çıktı’, ‘sen hep böylesin zaten’ derse kesinlikle mutlu olamazsın. Biz hanımla aynı hedefe bakmayı okumakla öğrendik. Samimi söylüyorum, iş güç bir yana eşim bir yana. Beni hem kötü günümde, hem de iyi günümde kesinlikle destekleyen ve tamamlayan insan oldu. Ailedeki huzur bizim işimizde de önemli.”

“AİLEDEKİ HUZUR ÖNEMLİ”
-Erdoğan bey, restoranlarınızda o kadar insan çalışıyor. Tümünün evinde huzurlu olması mümkün değil sanırım.
“Gerçekten, ailedeki huzur bizim işimizde önemli. Ben bir iş arkadaşımın evinde huzursuz olduğunu bir sorununun olduğunu beden dilinden anlayabilirim. Evinde problem var ve rahat hareket edeceksin, bu mümkün değil. Yüzünüze, bedeninize yansır. İnsanlara hizmet veremezsin. İnsanlar bizim asık yüzlerimizi görmek istemezler. Tüm çalışma arkadaşlarımıza aileleri ile birlikte bir kahvaltı programı organize ettik. Bu organizasyonun amacı aile bireylerimizin birbirlerini daha iyi tanıması ve kaynaşmasıydı. Katılım tahminlerimizin üzerindeydi. Bu kalabalık karşısında çok duygulandım ve mutlu oldum. Kahvaltı bile yapamamıştım, adeta boğazımdan geçmedi. Paylaşmak istediğim çok şey vardı. Burada hakkı yerine teslim etmek gerekiyordu. Verdiğimiz mücadelede eşlerimizin ve çocuklarımızın rollerini inkar edemeyiz. Onların sonsuz desteği arkamızda olmasaydı bu mücadeleyi hakkıyla veremez, başarılı olamazdık. Kendi kendime, bir anda gözlerim doldu. Çok tuhaf oldum. Kelimelerle ifade edemeyeceğim bir duygu yaşadım ve ‘Allah’ım ne güzel bir şey bu’ dedim. Sonra ayağa kalkıp şunları söylediğimi hatırlıyorum: Bu birlikte verilen mücadelenin eseridir. Bu eserde katkınız tartışılmaz. Ortada bir başarı varsa bu sizin başarınızdır, dualarınızın, pozitif enerjinizin ve şartsız desteğinizin sonucudur. Eş var engeller. Alışveriş der, tatil der, komşuluk der, park der, piknik der, engeller. Ama siz biz işimizde başarılı olalım diye bir çok meseleyi kendiniz hallediyorsunuz, fedakârlık ediyorsunuz. Eşlerimizle mücadelemizi paylaştığımız ölçüde onların desteği arttı ve bugünlere hep beraber geldik. Bugün düne göre çok daha kalabalık bir aileyiz ve aile bireylerimizin sayısı her geçen gün hızla artmakta. Buna paralel olarak sorumluluklarımız da artmakta.”

-Erdoğan bey son olarak eklemek istedikleriniz var mı?
“24 yıldır gerek iş, gerekse sosyal hayatımda paylaşımlarda bulunduğum, istişare ettiğim ve üzerimde hakları, emeği bulunduğunu düşündüğüm tüm dostlarıma, büyüklerime, geçmişten bugüne tüm çalışma arkadaşlarıma sonsuz teşekkür ediyorum.” 

 

© InterAjans – Her hakkı saklıdır.

Author: turansen
Posted in: Haberler, Hollanda'dan Haberler

Trackback from your site.

Leave a comment